Ece EGE : La mode turque de Paris

Ece Ege, jeune créatrice turque installée depuis dix ans à Paris, qui a créé la marque Dice Kayek avec sa soeur et une amie, défilait elle aussi au Carrousel du Louvre pour sa collection automne-hiver 99/2000. Une collection alliant détails insolites, souvent en clin d'oeil, et rigueur de la coupe. Des manteaux très longs, avec une ceinture haute portant dans le dos une poche besace, des petites robes aux plis sur le côté, ou évasées, comme une robe à cerceau sous le genou, des tutus de tulles sous une robe en mohair lâche, des faux culs et des pulls à petites manches ballon aux larges surpiqûres, des modèles qui étonnent et enchantent par leur légèreté et leur gaieté, malgré des couleurs tapées, neutres, noires, ivoire. La fourrure est traitée plus sportswear, le vison rasé gris se travaille en blouson long, avec capuche et grande poche kangourou, en gilet sur pantacourt ou pantalon très large, très long, aux poches plaquées sur le cuisse, ou sur jupes à pans mobiles. Elle se porte aussi en manteau en peau retournée. On note aussi des blouses aux plissés délicats, qui se prolongent parfois en un pan sur le côté. Pour le soir, le tulle et la mousseline se superposent en contrastes ou se plissent pour jouer l'opaque et la transparence. Alien Ballerina, le thème de la collection, joue les danseuses étoiles, en hommage à un siècle nouveau et au siècle précédent.
http://www.lamodefrancaise.tm.fr/defiles/kayek/femAH99-00/v1.htm


 

Bir Türk markasini dünyanin moda merkezine tasiyan gençler
Ayse ve Ece Ege
http://www.ayral.com/articles/dunya/dice.html


Fotograf & Röportaj
© Nejat Onursoy

Paris-Temmuz 1998

Yilbasindan sonraydi, Paris'te Ayse Ege ile tanistik. Ayse, Dice Kayek™'in, yani Ece Ege ve Alinur Velidedeoglu'nun da ortak oldugu, Fransa'daki bir moda evinin ortaklarindan birisi, isin daha çok yönetim kismi ile ugrasiyor.
Öglen yemeginde bile durmayan cep telefonu ile herseyi kendisi ayarlamaya çalisiyor, bir yandan basin ajansi ile randevusunu erterlerken, öte yandan yeni defilenin mankenlerinin ne zaman görülecegini saptiyor ve manken ajansina haber veriyor, imzalanacak çeklerin, onun büroya varisinda hazir olmasi için gereken talimatlari sekreterine ulastiriyor ve randevusuna onbes dakika geç kalacaginin diger tarafa bildirilmesini istiyor. Tüm bunlari, mükemmel bir fransizca ile sürdürürken, sanki ayni dilin devamini konusurmusçasina da benimle söylesini Türkçede sürdürüyor. Her söylediginde, Türkiye'nin somut gerçeklerini yüzüme birer tokat gibi patlatiyor: "Su anda Türkiye'deki tekstil makinalari, saniyorum dünyanin en önde gelenleridir, zaten Çin bir, Türkiye iki demiyorlar mi? Ama bizimkiler, ipligi buradan sokarsin, öbür taraftan kumas çikar, çikani da su kazana sokarsin çikarirsin, boyanmis olur saniyorlar ve maalesef de böyle yapiyorlar, ama kazin ayagi böyle degil…" diyor ve devam ediyor : "Türkiye herseye yatirim yapiyor, insan hariç, dikkat edin, bunca issizin oldugu bir ülkede gazetelerin insan kaynaklari sayfalarinda hep akli basinda, is bilen adam araniyor. Biz bu ise basladigimizdan beri, yedi yildir bir Türk Markasini olusturmus ve dünyanin moda merkezine tasimis olmanin öncü gururunu yasayip, bunu Türkiye ile iliskilendirmeye ugrasiyoruz, ikimizin de, Ece'nin de benim de dilimizde tüy bitti, anlatiyoruz, söylüyoruz, gösteriyoruz, olmuyor, yine dönüp Fransa'dan, Italya'dan aliyoruz kumaslarimizi. Sonuçta düsünürseniz, biz artik markayiz, yani üretimimizi nerede yaptigimiz ya da yapacagimiz çok önemli degil, bugün Türkiye'dir, yarin Italya olur, öbürgün Çin'e gider yaptiririz, ama Türkiye'deki üretici bizden yararlanmazsa, bizim edindigimiz tecrübeye sahip çikmazsa yarin ne yapacak. Türkiye'nin artik fasoncu mantigindan siyrilip, modaci - marka mantigina alismasi ve bunu bilenlere de sahip çikmasi gerekiyor, yoksa ne mi olur? Vallahi bize birsey olmaz, sermayedarin birisi gelir ve bizi de satin aliverir, direnmenin ve beklemenin de bir sonu, siniri var bizim için."

Ayse Ege ile, Paris'in ünlü Café de Flore'unda öglen yemegimizi yerken söylediklerini, Dünya Gazetesi'nde yayimlanan, haftalik Nice Mektubu kösemde dile getirmis ve sagir duvarlara anlatmayi denemistim. O gün bugündür de bu mesele aklima takilmisti.

Haziran ayinda, Cannes'da, Zeki Triko'nun bir mayo defilesini izledik. 1998 yazinin neredeyse sonunda "1998 Yaz" adiyla ünlü manken Naomi'nin de büyük paralar alarak katildigi defile, basinimizda "Zeki Triko'nun Avrupa'ya çikartmasi" falan gibi basliklarla verildi. Fransa'da yayimlanan dergilerde de, SIPA (Göksin Sipahioglu) Press fotograf ajansinin dagittigi Naomi resimleri, "nerede ne var" sütunlarinda yer aldi. Yüzbinlerce dolar harcanarak yapilan isin adresi anlasilan Türkiye'deki tüketiciye haber olarak ucuz reklam yapakti. Ama su "çikartma yapmis olmak" isi üzerinde duruyordum ben. Atladim Paris'e gittim. Moda'nin ünlü adreslerinden Victoire meydanina açilan Du Mail sokaginin 23 numarali binasina varica, meselenin "çikartma" degil de "isgal" oldugunu anlamakta hiç gecikmedim.

23, Rue du Mail, 75002 Paris adresine gittiginiz zaman, iddasiz siyah bir tabela üzerinde DICE KAYEK™ imzasini okuyorsunuz. Genis avludan geçip, B kapisna girip de ikinci kata çiktiginiz zaman da gerçek, batidaki örneklerinin tipa tip aynisi bir modaevindesiniz. Kapiya yigilmis düzenli ihracat kartonlarinin üzerinde Japonya'nin ve Hong Kong'un adreslerini okuyorsunuz. Sizi karsilayan Fransiz sekreter hemen içeriye haber veriyor ve randevu ile geldiginiz bu mekanda, ufak tefek, saçlarini tepesinde toplamis, siyah giysileri ile ve sabahtan beri bir hay huyun içinde oldugu her halinden belli olan, DICE KAYEK™'in tasarimcisi Ece Ege ile bulusuyoruz.

"Bakin" diyor, "Benim bugüne kadar Türkiye'deki gazetelere söylemis olduklarimin hemen hemen hiç birisi yazilmadi, tam tersine benim hiç de söylemedigim bir dolu seyi yazdilar. Türkiye'de gazeteler, kim kiminle nerede ne yapmis meselesini asamiyorlar, kizdiginiz zaman da 'ne yapalim, bu okunuyor biz de bunu yaziyoruz' yanitini veriyorlar, yahu biz ömrümüz boyunca üniversiteye mi gidiyoruz, kitlelerin egitimini kim üstlenecek peki? Siz dogru haberi vermezseniz, kim neyi kimden ögrenecek? Onun için dediklerimi yazacaksaniz, gelin konusalim…"

Ece Ege'nin tasarimciliginda, en önemli ilklerden birisi babasi. Bursa'nin Kapaliçarsisindaki, babasinin antikalarla ugrastigi bürosunda geçirdigi orta okul dönüsü günlerini anlatirken, sanki sürekli olarak babasina tesekkürler yagdiriyordu : "babam her gün önüme bir konu verirdi, Bursa'nin o ünlü, nefis sebzelerinin, meyvalarinin satildigi ve herkesin de oradan alis veris edip de nefis yemekler pisirdigi pazarindaki bir domates tezgahini çizmemi isterdi ya da bir gün bir trafik kazasini düsünüp de canlandirmami. Çizip götürdügümde, hep bir 'aferim' bekler ama bir türlü alamazdim, o, çizimdeki yanlislari, kompozisyonun neden havada kalmamasi gerektigini falan anlatirdi, saniyorum tasarim fikri babamin bu tutumu ile olustu bende. Sonra annem, her zaman çok hos giyinen bir kadindi, her seferinde 'üfff' derdim kendi kendime, yine ne güzel giyinmis, ne güzel yakistirmis renkleri… Ayse de çok heyecanlanirdi onun sikligi karsisinda, pek hosumuza giderdi onun takip takistirmasi…" Ece, Bursa Maarif Koleji'ni bitirdikten sonra Los Angeles'deki ünlü mücevhercilerin yetistirildigi bir okula gidip, bu konuda egitim görmek istediyse de babasi "parmak kadar kiz yalniz basina oralara gidemez" deyince, yegeninin de okudugu Paris'e gelmis ve ne olup ne olmadigini bilmeden, ünlü modacilarin yetistigi Esmode'a yazilmis. Buradan mezun olduktan sonra da tesadüfler Ece Ege'nin yakasina yapismis.

O bu tesadüfleri "yazgilar" olarak algiliyor ve insan hayatindaki herseyin önceden yazilmis kader oldugunu söylüyor. Nitekim okulunu bitirdikten sonra tanistigi ve arkadas oldugu bir kizla gömlek isine baslamislar, ama tecrübesizlik ve bilgisizlikten (kendi deyimi ile) bu isi becerememisler, bugün onlardan bu 'beyaz gömlek fikrini' kapan bir baska firmanin zincir magazalari olusmus… Ama DICE KAYEK™ markasi da böylelikle bundan yedi yil önce, moda dünyasindaki macerali yolculuguna çikmis… Ece "Sonra bu is yön degistirdi ve lüks moda giyimine dönüstü, defileler falan filan, birden bire kendimizi devlerin arasinda yürürken bulduk, bulduk ama…" diyor.

DICE KAYEK™ markasi ile tamami Türkiye'de üretilmekte olan ve ap ayri bir anlayisi yansitan DICE™ markalarinin tasarimcisi olan ECE'ye, bu isi nasil yaptigini sordugumda kocaman bir iç çekti, ben de "iç çekmeyi yazamayacagima göre anlatirsaniz…" dedim. O zaman da bu isin gerçekten zor bir is oldugundan söze girdi: "Bakin, bu isi yapmak için aslinda okul bitirmek kosul degil, bugün moda dünyasina baktiginiz zaman kaç tane mimar ya da grafik tasarimcinin ya da baska islerden gelme insanlarin tasarim yaptiklarini görüyoruz. Okul yalnizca, eger sizde varsa, yetenegin cilanlanmasina yariyor o kadar. Benim durumuma gelince, sanirim iyi bir gözlemciyim, kimin ne isteyecegini iyi tahmin ediyorum, biraz da yetenekli oldugumu söylüyorlar, kuskusuz begenen var begenmeyen var, ama öyle saniyorum ki begenenlerin sayisi daha fazla ki kurtlar sofrasindaki tabagimi henüz kaptirmadim. Ancak buna ne kadar dayanirim bunu bilemiyorum, çünkü isin rengi artik degisiyor, benim tasarimciligim bu isin ancak üçtebiri, diger üçtebirini de para, son kalan dilimi de stratejik kafaya sahip olmak olusturuyor, bunlarin hepsini dogru olarak birlestirirseniz DEVAM, yoksa TAMAM… Dünya artik 21. Yüzyila gidiyor, modanin da tanimi degisiyor, artik bugünkü durumunda israr edenler, bir süre sonra, size isterseniz süreyi de söyleyeyim yani 10 kolleksiyon sonra patir patir dökülecekler! Bugün çok markali satis noktalari var, yani adamlar geliyor üç tane ondan bes tane bundan markalari aliyorlar ve satmaya çalisiyorlar, 10'a mal olan 100'e satiliyor, bundan da kimse memnun degil. Baksaniza insanlar parasizliktan, olani paylasamiyor olmaktan, savasmaya basladilar yeniden, onun için bu sistem bitiyor artik, eger kendimizi yeni düzene uyduramazsak, yani yaptigimizi IS haline getiremezsek, ayyakkabisindan, gözlügüne, parfümünden, tabak çanagina kadar MARKA olamazasak, o zaman yasama hakki da bitiyor. Bugün Givenchy'nin Christian Dior'un ve daha birçok marka ve tasarimcinin sahibi dev bir holding. Tasarimcilar ne yapiyorlar? Islerini yapiyorlar, yani isin 1/3'ünü üretiyorlar, para ve stratejiyi ise ISI BILENLER götürüyor. Iste benim de Türkiye'de, Türkiye'li tekstilcilere anlatmaya çalistigim bu. Biz Türkiye'den çikmis öncülerdeniz ve bu kimligimizi de yitirmek istemedigimiz için direniyoruz, yani yarin bir yabanci sermayedar gelecek ve bize ya ortak olacak, ya da bizi alacak, neden Türkiye'de, onun sermayesinde kalmayalim. Sanirim bu konulari Ayse ile önceden de konusmussunuz, ama ben yeniden ve yeniden anlatmak istiyorum. Bu yalniz bizim için degil, Türkiye fasonculugu birakmak zorundadir, yani, falan ünlü markadan is geldigine sevinmek zamani bitti, bizim yaptigimizdan örnek alip MARKA olmaya yönelmelidirler, kumasçisi, fermuarcisi, astarcisi, konfeksiyoncusu birlesmek, devlesmek ve marka olmak zorunda artik, dünya ile birlikte degismezseniz eger altinda kalirsiniz. Iste bizim de yasamakta oldugumuz sikinti bu, çünkü biz moda dünyasinin merkezlerinden birisindeyiz ve onlarla asik atiyoruz…"


Ece Ege'nin dedikleri dogru, dünya tekstilindeki gelismeler hep onun anlatmaya çalistigi dogrultuda. Tüketiciler artik, suni fiyat artislarindan usanmis ve gerçek fiyatlari ariyorlar; ürünlerin magaza vitrinlerine gelene kadar geçirdikleri uzun yolculuklarda fiyatlarinin çok arttigindan artik herkes haberdar ve tüketici her konuda oldugu gibi, iyi ve dogru ürünü, dogru - uygun fiyata edinmek istiyor. Ece Ege'nin verdigi örnekteki 10'u 100'e almak istemiyor, ama 50'ye de razi. Bu karlarin da isletmeleri karli halde tutmasi için devinimin büyük olmasi, yani isletmelerin kendi mallarini kendileri üretip de satmalari gerekiyor, Ece Ege ile söylesimizde onun ulusal tekstilcilerimize Paris'ten gönderdigi en önemli mesaji da belki de bu: "Birlesin, Devlesin, Markaninizi yaratin, Magazanizi kendiniz açin, bunun için de insana yatirim yapmaktan da korkmayin ! Büyük oynayin, büyük kazanin…"

Dice™ ve Dice Kayek™ markalarini olusturmus, bunlarin moda markalar olarak dünyanin önemli magazalarina satisini gerçeklestirmis ve Paris'in göbegine moda evini kurmus olan bu iki kardesin arasinda, Türkiye'deki bir reklam ustasinin ne isi oldugunu sordum Ece'ye. Ece'nin en büyük düsünün bir Hollywood yapiminin kostümlerini hazirlamak oldugunu da bu konudaki yanitini dinlerken ögrendim.

Uluslararasi alandaki reklamcilik deneyimi ile Alinur Velidedeoglu'nun, sirketteki önemli görevi de, özellikle Paris disindaki defile organizasyonlarini perstijli ve markanin büyüklügüne yarasir bir düzeyde halletmekmis. Kisaca söylemek gerekirse, üçlü bugüne kadar elinden geleni ardina koymamis, hatta Ece'nin dedigine göre, babasi bile "aferim kizim" demis sonunda, ama Ece Ege önümüzdeki bes yil içinde kazin ayaginin degisecegini ve bu dansin daha farkli edilecegini söylüyor, telasi ve derin düsüncelere dalmisligi da bundan.

Paris'in devleri arasindaki en güç islerden birisi olan halkla iliskiler çalismalarini da kendilerinin yürüttügünü anlatan kardesler, bugün bir defilenin en ekonomik kosullarda yaklasik 900.000.- franga yani 42 milyara falan mal oldugunu, kendi seçtikleri mankenlerin de daha bir sezon geçmeden "top model" oluverdiklerini anlatiyorlar.

1999 Yaz kolleksiyonunun hazirliklarina baslayan Ece Ege'ye, bize biraz sir vermesini istedim, yani kadinlar önümüzdeki yaz neler giyeceklerdi ? Herkesin ruh haline göre giyinecegini söyleyerek basladi anlatmaya : "Kötü, bööööle depresif olanlar yine siyahlar giyinecekler, ben de bayilirim siyaha, ne güzel renktir degil mi? Zaten hep karamsarimdir. Onun için her kolleksiyonumda siyahlar vardir … Morali biraz daha iyi olanlar da pembe, uçuk pembe, eski gül rengini giyinecekler.. Beyaz da var tabii. BEYAZ ! Etek boylari, o rüküs boy var ya, tam diz üstü, aslinda ne güzel bir boydur degil mi? Iste öyle olacak, miniler, transparanlar falan yok, bitti artik onlar, zaten onlari defilelere fototgrafçilar için koyuyoruz. Yoksa kadinlar kollarinin üst kismini bile göstermeler, amaaaan, ne zordur kadinlari memnun etmek bilemezsiniz !…"

Dice Kayek™ ve Dice™ markalarini olusturup, dünya pazarina oturtan Ayse - Ece Ege kardeslerin, Türkiye'de "Avrupa'ya çikarma yaptilar, dünyayi sarsiyorlar…" vb. gibi basliklarla basindaki, alip veremedikleri yok. Onlar dünya pazari içindeki tecrübelerini yüksek sesle düsünerek Türkiye'ye, kendi insanlarina anlatma ve aktarmak amaciyla, öncülük görevlerini yaptiklarina inaniyorlar ve mesajlarini da söyle toparliyorlar: "Bizim bu gün ne kazandigimiz ya da yarin ne kazanacagimiz çok önemli degil, bir ekmegimiz var ve bunu da paylasiriz, ama Türkiye'nin, özellikle tekstile bunca yatirim yapmis olan Türkiye'nin, artik 21inci yüzyilin getirmekte olduklarina gözünü açmasi ve kisa vadeli düsünmeyi birakip, stratejilerini buna göre kurmasi gerekmektedir. Türkiye'de tekstilin, demirden olan alt yapisi tamamlanmis, ama insan alt yapisi bombos durmaktadir ve insana, bilgiye, görgüye deger verilmemekte israr edilmektedir ki, bu yanlistir. Türkiye, dünya pazarinda kendi markalariyla kosabilmek için yetismis insanlarindan yola çikarak tek birseye yatirim yapmak zorundadir, o da insanin ta kendisidir !."

Gazeteci olarak, hele hele tekstil sektörünün dergisi olarak bizim görevimiz, onlarin söylediklerini tartismaya açmak, sizlere ulastirmakti. Ama inanin 23, Rue de Mail'de kapiya vardigimda DICE KAYEK™ markasini, öyle sakin tabelasinda gördügümde çok gururlandim.

Bu söylesinin ardindan Paris'in ünlü Louvre müzesinde açilan Modada Egzotizm sergisine gittigimde, basin bürosu elime bir brosür verdi. Bu dergide de, Paris'e Anadolu'nun egzotizmi tasiyan modaci olarak Ece'den söz ediliyor ve Dice Kayek™ markasinin da alti çiziliyordu.

Galiba, bu kendi halindeki, ufak tefek kizla, isin yirtici ve usanmaz yöneticisi kardesinin dediklerinde, Ece ile Ayse'nin söylemlerinde bir dogruluk payi var… Ne dersiniz?

Çizimler:© Ece Ege - Dice Kayek™

 

Retour: "Les Turcs connus en France"